Kendimi başkaları olmadan bilemeyeceksem gerçekten kim olduğumu bilebilir miyim?



Sanmak


Hepimiz birbirimizde gördüklerimiz kadarız.

Aşkım bile gördüklerim kadar.

Senden bir gülüş aldım,

bir başkasından susmayı,

diğerinden omuz çökerten o eski korkuyu.

Gece yürürken kafayı kaldırma alışkanlığını

yağmur altında bekleyen bir yabancıdan.


Pidecide yanımda oturan teyze, dönüyordu gittiğim yoldan.

Tam da acı dolu bir günde,

ömrümü noktalamak istediğim bir anda dualar etti:

“Yaşamın şen, ömrün uzun olsun.”

Ne kadar uzağa savrulursam savrulayım,

atamadım içimden başkalarının göğünü.


Olmuş, oldurulmuş yüzler var.

Birinin bakışı yerleşiyor yüzüne,

birinin yarası sesine,

birinin terk edişi omurgana.

Birbirinin omzundan eksiliyor herkes.

Bir çocuk babasının öfkesini taşıyor hâlâ,

bir kadın annesinin sustuğu yerde susuyor.

Ve bazıları,

kendilerine hiç ait olmayan acıları

ömür boyu kendi isimleriyle çağırıyor.

Senin yolundan geçse herkes bir parça sen olurdu.

İnsan, değdiği şeyin rengini taşıyor.

Kubbede birbirine karışan yankılar gibi,

hangi sesin kimden kaldığı bilinmiyor artık.

''Sen annenin sandığından fazlasısın'' diyecekler,

''Öyle sanmak isterim'' diyeceksin.


Üç zar at, on beş yüz gör.

En çok yarayı alan renkli insanlardan olmak için

kalabalıklardan geçmiş,

yüzlere çarpa çarpa büyümüş;

başka bilinçlerin içinde uyuyup uyanmış olanlardan.

Biri olabilmek için birilerine muhtaç,

başkalarından aldıklarının toplamı olanlardan.