Kayıtlar

Aa en yeni!

Resim
Yastayım Kendimden önceki kendime koca bir yastayım Belki olması gerekenler oldu Neşem öldü Olduğum gibi göründüm göründüğüm gibi oldum İşte şimdi kimsecikler yok Tek bir hata değiştirir mi her şeyi Kötü biri yapar mı elemden gideni Devamlı aldığım candan sıkkınlaşıyorum Kaç gece canımı almak istedim sayamıyorum Bazı günler başkasının zihnine bakıp İyi ki kendimim diyebilirken Bazı günler aynadakinden yakınıyorum Kendimle kendim arasında, Darbelerim ile hayal alaminde dolanıyorum Çamurdan yaptığım heykelin eteklerinde, Uyudum kendi Davut heykelimle Gölgesi, neşemi hatırlatırdı uzun uzun ördüğüm Onu çok özledim Kimselere kızamadım haksızlığa uğrarken Hiçbir şey benimle ilgili değil diye düşündüm Her şey hayatın nasıl bir yer olduğuyla ilgili Bir çocuk gibi örmüşüm hayata bakışımı Yıkıldı dünyam, savunmasızım. Hiç bilmediğim bir dünyaya,  Bunca yıl taşıdığım benliğimle yeniden doğdum Ne yapacağım şimdi? Anlaşılmayı beklemek kendini anlamaktan daha kolay Zoru seçtim ilk kez Adım adım ...

Kendimi başkaları olmadan bilemeyeceksem gerçekten kim olduğumu bilebilir miyim?

Resim
Sanmak Hepimiz birbirimizde gördüklerimiz kadarız. Aşkım bile gördüklerim kadar. Senden bir gülüş aldım, bir başkasından susmayı, diğerinden omuz çökerten o eski korkuyu. Gece yürürken kafayı kaldırma alışkanlığını yağmur altında bekleyen bir yabancıdan. Pidecide yanımda oturan teyze, dönüyordu gittiğim yoldan. Tam da acı dolu bir günde, ömrümü noktalamak istediğim bir anda dualar etti: “Yaşamın şen, ömrün uzun olsun.” Ne kadar uzağa savrulursam savrulayım, atamadım içimden başkalarının göğünü. Olmuş, oldurulmuş yüzler var. Birinin bakışı yerleşiyor yüzüne, birinin yarası sesine, birinin terk edişi omurgana. Birbirinin omzundan eksiliyor herkes. Bir çocuk babasının öfkesini taşıyor hâlâ, bir kadın annesinin sustuğu yerde susuyor. Ve bazıları, kendilerine hiç ait olmayan acıları ömür boyu kendi isimleriyle çağırıyor. Senin yolundan geçse herkes bir parça sen olurdu. İnsan, değdiği şeyin rengini taşıyor. Kubbede birbirine karışan yankılar gibi, hangi sesin kimden kaldığı bilinmiyor artık...

öpülüp uyandırılmaktan korkan prensesler için

Resim
5 Kenarsız Yıldız Her şey düzelecek diyor Halid, ona inanmak istiyorum, çok iyi giden günlerin hatrına, çok kötü günlerin beni kesmemesini. Yorgunum, ağlayabiliyorum, ama güçsüz değilim. Kimsenin güçlü olmadığı yerde güçlü olmak güçsüzlüktür; bu yüzden güçsüzüm. Kendi içimde bir süper kahraman oldum ve bazı şeylerden korkmaya başladım. Anı kaçırmamak için rüzgarı yutmaktan korkar gibi telaşla yiyorum zamanı. Duygularımı belirtmekten korkuyorum, birini düşünürken yakalanmaktan korkuyorum. Bu işlediğim suç beni artık heyecanlandırmıyor. Önceleri o kadar çok suçu üstlendim ki şimdi bir daha yok yere yatmaktan korkuyorum. böylesine sağlam bir heykel olmuşken birinin beni alıp götürmesinden ve paramparça etmesinden korkuyorum. Bir zamanlar yıldızlara ulaşmıştım; parlak ve beş kenarsızdım. Hayatımda ilk kez kendime yetebilirken beni kağıtlara beş kenarlı kılar mı bu gelen? Ya rengimi vermek yerine renk alırsa, beni hiç merak etmeyen birine solar mıyım? Hayat dolu olmayan birine. Hazır mıydım...

Cennete Çevirdim Burayı

Resim
  Denizi Ayrı Deniz Yanaklarımda hissetmeyi unuttuğum yaşlar süzülür Eski sıcaklığında değil elbet Kendini kaya gibi sananlar ne kırılgandır Onlardan kaçarım koşar adım Özgür olacağımı sanmıştım Elimde ondan başka bir şeyim yokmuş zaten Soluğu yumuşacık yoldaşlarımda alırım İnsanla yaşamasını öğrendim benden dirayetlisini görünce İnat ettim inat! Bir ötekini her zaman anlamak, Bir durakta yırtık afişte anlatılmak istenen Aşkını bir amaç uğruna bırakanlar için Gıptayla bakıyorum ağlayarak gidenlere Kafese giremeyecek kadar uzağım aşktan Kaygılanmalıdır belki yarından korkan Çalışır değirmen durmadan, durmadan, durmadan... Öğütür buğdayları devamlı, devamlı, devamlı... Bakarım ki yetersizdir unu taşıyamıyorsan Bu yüzden bazı ayrılıklar üzmedi hiç beni En çok saygıyı onlara duydum Kaygılarımı evden almayı unuttuğumdan Dostların bildiği eller vardır bende olmayan Yeni dostları tanıyalım hep Her gece bir başkasıyla mahsur kalalım Ona hiç yeni olmayan, yeni olsun benim için Gelip gitmesi...

Görülmeyen şeylerden sıkıldım.

Resim
Bilmenin Yanlışlığına Yıpranıyorum Hep dönüp duran şarkılardan sıkıldım. Alçak bir duayen gibi hile peşinde koşanlardan, anda kalanlardan sıkıldım. Yarın yokmuşçasına armağan etmek istiyorum geçmişi. Gençliğimde aradığım bir özgürlük vardı. Özgürüm şimdi, ancak öyle hissettirmiyor. Akşam saati otobüse atlayıp bavulu almak Hiç de sandığım gibi gelmiyor. Bir şeyler eksik diyorum. Bir şeyler eksik. Bir camım vardı mezarlığa bakan. Hiçbir his yerini doldurmuyor ruhumun oradaki doygunluğunun. Kavga ediyorum hâlâ. Hava karanlıkken huzur veriyor evimdeysem. Zaman geçiyor ve yalanlarım daralıyor. Erteliyorum. Anlık teselliler, kafayı sıkıştırmaktan daha makul geliyor. Eskileri hatırlamanın yarası, yeni yaradan daha cazip hissettiriyor. Bunu bilmenin yanlışlığına yıpranıyorum. İyi biri olmaya çalışıyorum  iyi artık her ne demekse. İyi olmayanla kavga ediyorum. "İnsanlık önemlidir" diyorlar, fikirler değil. Bunlar nasıl ayrı olabilir, kabul edemiyorum. Düşünmeden mi olunur iyi biri? Hi...

Felsefi Eleştiri köşemizin ilk konusu:

Resim
Felsefenin Bilimle Sınırlanamayacak Oluşu Üzerine   Uzun suredir felsefede farklı alanların birbirlerine cevap verme yoksunluğundan sıkılarak alanında kendi kabuğundan dışarı çıkmayı hedefleyen eleştiri yazıları yazmaya karar verdim. Bugün konum: Bilimsel Realizmin ve İndirgemeciliğin Felsefenin Ne'liğine Yönelik Eleştirisinin Yetersizliği   Günümüzde bazı bilim felsefecileri ve felsefeye dışarıdan bakan pozitivist zihinler, felsefeyi yalnızca bilimsel bilgiye yaklaşabildiği ölçüde değerli görme eğilimindedir. Bu anlayışa göre felsefe, bilim gibi veri temelli , doğrulanabilir , nedensellik merkezli bir yapı sergilemediğinde işlevsizleşir; dolayısıyla ya bilimleşmeli ya da sessiz kalmalıdır. Bu yaklaşım, açık biçimde bir tür bilimsel realizm veya daha doğrusu epistemolojik indirgemecilik savunusudur. Ancak bu savunu teorik olarak hem felsefeyi anlamamak demektir hem de felsefenin tarihsel-pratik işlevi bakımından oldukça sorunludur.   Felsefenin temel işlevi...

19.03.25

Resim
Dilhun Can yanmış, fuzûlî bir derya deniz olmuştu Merhamet etmem gereken yerde Nice hatalarla bir köşeye terk edilmiştim Kalbi bastırmaya kuş sesleri kifâyetsizdi Kıskançlık hiç alevlenmezdi içimde Duygular yerini inşaat işçilerine bırakmıştı Duvarı örüyor, örüyor, örüyordum... Hayattan silip atılmıştı kentsel dönüşümler Nam-ı diğer makineleşmiştim ve mavilikler de yitmişti Bedeni kullandıkça dertler eksilir sandım Her kavgayı gerçek belledim Her öze dönüşü kendime öz bildim On beşimde bir fidan değil, gencecik bir ağaçtım Şehrin dışına yolda çıktım kavgam uğruna İçimde güller açmış, öfkem dimdik Sağ çaprazımda bir fidan daha beliriverdi Dileklerimi bağlamak geldi içimden Seher sızıp gelmemekteydi Benim nedense kaskatı gidesim vardı Ama olur mu? Duvarım diktatörce örüldü bir kere Yavuklu istekler, namusumun bam teline dokunuyordu Bir ihtiras da mütemadiyyen görünmezdi gözle İçimde bir kıpırtı doğunca delbârı Kıskançlık alev oldu yakıyor şakaklarımı Hiçbir bulmaca bu kadar çetin görünme...